Ben senin en çok sesini sevdim, buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi, önce aşka çağıran, sonra dinlendiren bana her zaman dost, her zaman sevgili.”
Kal dersen, dağlarca severim seni, bir deniz olurum ayaklarında, aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz, kalbim duruverir dudaklarında. ”
Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm hiç bir ayrılık bana bu kadar koymadı.”
Bu kadar yürekten çağırma beni. Bir gece ansızın gelebilirim. Beni bekliyorsan, uyumamışsan, sevinçten kapında ölebilirim. ”
Biraz kül, biraz duman. O benim işte Kerem misali yanan. O benim işte inanma gözlerine ben ben değilim. Beni sevdiğin zaman. O benim işte.”
Her şey güzeldi bir zaman, çok önce şehirler, insanlar, güneş deniz mutluluğumu görebilirdiniz çökmeseydi içime bu son gece.”
İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem. Böyle durup durup senden ayrılmak varsa, orada bir mezar kazılır benim için ayrılığın nerede başlarsa.”
Oysa şimdi neredeyiz, neyiz bak her umut belirtisinden uzağız. O sevilmiş gözlerde saf ve berrak bir ayna bile yok bakacağımız.”
Bütün sevgililer, dostlar gitti bir sen kaldın kadınım beni terk etmeyen, batan gemilerin kaptanları gibi denizlerin ortasında ölümü bekleyen.”
Yalan değil değiştiğim, yalan değil şimdi her şarkı beni ağlatır deli eden insanı zaman değil zamanı unutmamak kahirdir.”
Şerefsiz ellerin şerefe kaldırdıkları şişeler, kadehler o cam kırıkları götürün, götürün bu aydınlıkları içimde güz başladı ilkbahar değil.”
Sana şiirler okuyacağım, gitme güneşler doğacak yalnızlığımdan, sana bir ışık getireceğim büyük aydınlığımdan.”
Bu nasıl sevgi böyle? Bu nasıl tutku? Bu nasıl özlem? Ne zaman gözlerini görsem bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum.”
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun? Bir aşk çizgisi var her şeyden öte, o çizgiden başka bütün çizgiler aşkı tüketmede.”