Öfkeni yapraklara yaz sonbaharda dökülsün, derdini rüzgâra yaz estikçe uzaklara götürsün, sevgimi kalbine yaz, öldüğünde seninle gömülsün.”
Hani bırakmayacaktın ellerimi, hani gülecektik her acıya birlikte ey sevgili, şimdi kollarım boş soğuk ve sessizim sensiz…”
Rengârenk hayatımın karanlığa dönüşü oldun, gülen gözlerimin yaşı oldun, senin için atan bu kalbin, seni unutmasına neden oldun.”
Bana geleceksen her şeyinle benim olarak gel. Bir emanet gibi geldikten sonra, yanımda olmanın ne anlamı kalır ki…”
Ey gönül! Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür? Anlatılarak “dile” düşen mi? Anlatılmayıp “yürek” deşen mi?”
Yağmura yakalanırsan, benden kaçtığın gibi yağmurdan kaç. Çünkü bulutların arkasında aşkı için ağlayan benim.”
Ne üzgünüm, ne de kırgınım. Yorgunum sadece. Kendime bile tahammül edemezken, nasıl katlanayım kendini bilmezlere.”
Ne sesin gelir oldu kulağıma ne hayalin gelir oldu gözlerime, sadece bir başıma kaldım yalnızım ve sensizim…”
Öğretmenim, alfabeyi say, dedi. Saydım. Derin bir bakış attı bana. O nerde, dedi. ‘o’ artık ‘ö’ldü öğretmenim.”
Unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına, zaman değilmiş gideni getiren, aslında zamanmış var olanı götüren.”
Gün gelir beni unutursan beni hiç sevmemişsindir ama gün gelir beni hatırlarsan beni hep sevmişindir.”
Sana o kadar kırgınım ki, seni bin parçaya bölsem yetmez. Ama kaybolacak bir parçanada gönlüm elvermez…”